İsrail ordusu, Lübnan’daki tüm İranlı yetkililerin 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini isteyerek, aksi halde diplomatik statü gözetmeksizin tüm temsilcilerin askeri hedef haline geleceğini resmen duyurdu
Orta Doğu’da gerilim, İsrail’in Lübnan üzerindeki askeri baskısını diplomatik ve siyasi bir ültimatomla birleştirmesiyle yeni bir boyuta evrildi. İsrail ordusu, Lübnan sınırları içerisinde bulunan tüm İranlı resmi yetkililere ülkeyi terk etmeleri için 24 saatlik süre tanıdı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee tarafından yapılan açıklama, bölgedeki İran varlığına yönelik bugüne kadarki en doğrudan ve geniş kapsamlı tehdit olarak nitelendiriliyor. Bu hamle, İsrail'in Lübnan’daki hava ve deniz saldırılarını yoğunlaştırdığı ve kara işgalini genişletme kararı aldığı bir dönemde geldi.
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Tahran yönetiminin Lübnan’daki resmi temsilcilerine yönelik sert ifadeler kullandı. İsrail ordusunun Lübnan topraklarında İranlı yetkililerin varlığını "tolere etmeyeceğini" savunan Adraee, belirlenen sürenin dolmasının ardından saldırıların başlayacağı sinyalini verdi.
Adraee, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Lübnan'da İran rejiminin temsilcileri için artık güvenli bir yer kalmayacak. İsrail ordusu, bu kişileri nerede bulunurlarsa bulunsunlar hedef alacaktır. Lübnan’ı terk etmeleri için 24 saatleri var." Bu açıklama, bölgedeki İranlı sivil ve askeri personelin can güvenliğine dair uluslararası kamuoyunda derin endişe yarattı.
İsrail’in bu tehdidinin kapsamı konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor. Uluslararası hukuk çerçevesinde diplomatik dokunulmazlığa sahip olan elçilik çalışanlarının hedef alınıp alınmayacağı konusundaki sessizlik, bölgedeki diplomatik misyonlar üzerindeki baskıyı artırdı.
Hatırlanacağı üzere İsrail, geçtiğimiz günlerde Tahran’a yönelik operasyonları kapsamında, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Lübnan Tümeni Komutanı Davud Alizade’yi öldürdüğünü iddia etmişti. Son ültimatom, bu suikastın ardından İran’ın Lübnan’daki komuta kademesini tamamen tasfiye etme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gerilim sadece sözlü tehditlerle sınırlı kalmıyor; sahada da askeri hareketlilik en üst seviyeye çıkmış durumda. 2 Mart Pazartesi gününün ilk saatlerinden itibaren Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine atılan füzelerin tespit edilmesiyle bölgede siren sesleri yükseldi. Bu gelişme üzerine İsrail ordusu, Lübnan geneline yönelik geniş çaplı bir hava harekatı başlattığını duyurdu.
Başkent Beyrut başta olmak üzere Lübnan’ın stratejik noktaları havadan ve denizden yoğun ateş altına alındı. İsrail ordusu, bu saldırıların hemen ardından Lübnan’daki kara işgalini genişletme kararı aldığını resmen açıkladı. Bölgedeki askeri kaynaklar, İsrail’in sadece Hizbullah mevzilerini değil, lojistik hatları ve idari merkezleri de hedef aldığını bildiriyor.
İsrail’in İranlı yetkililere yönelik 24 saatlik ültimatomu, Orta Doğu’da "vekalet savaşları" döneminin kapanıp doğrudan bir İsrail-İran çatışmasının kapısının aralanması riskini taşıyor. Tahran yönetiminin bu tehdide nasıl bir karşılık vereceği henüz bilinmezken, Lübnan hükümetinin egemenlik haklarının bu süreçte nasıl korunacağı büyük bir muamma olarak kalmaya devam ediyor. Beyrut’taki siyasi gözlemciler, bu hamlenin Lübnan’ı tamamen bir savaş alanına çevirebileceği uyarısında bulunuyor.
Dünya genelindeki diplomatik çevreler, İsrail’in elçilik çalışanlarını da kapsayabilecek bu tehdidinin Viyana Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmaları ihlal edip etmediğini tartışıyor. Ancak sahadaki askeri gerçeklik, hukuki tartışmaların çok önünde seyrediyor.
Yorumlar